Mevlana Bulvarı. 1422. Sokak. No: 4
Posta Kodu: 06520 Çankaya / Ankara

Sabit Telefon: +90 (312) 253 66 66
E-Posta Adresi: mcemozbek@yahoo.com

Kulakta Sıvı Birikmesi (Efüzyonlu Otit)

Kulakta Sıvı

Orta kulakta sıvı oluşması veya tıbben efüzyonlu otit dedğimiz durum, çocukluk çağında sıkça görülen bir sorundur. Orta kulakta sıvı oluşması, geçirilen enfeksiyonlar neticesinde olur. Aslında, her enfeksiyon, orta kulakta ama az, ama çok sıvı bırakarak iyileşir. Efüzyonun orta kulaktan atılması yaklaşık 3 hafta hatta bazen bir ayı dahi bulabilir. Akut otit dediğimiz aktif orta kulak iltihabının aksine kulakta şiddetli ağrı yapmaz. Aralıklı gelip giden ve kısa süren ağrılar olur. Çocuk kulağım ağrıdı dedikten bir dakika sonra bakarsınız ki keyifle oyun oynamaktadır. Oysa aktif orta kulak iltihabında kesintisiz devam eden ve genelde çocuğu huzursuz eden bir ağrı olur. Efüzyonlu otitin en belirgin bulgusu işitme kaybıdır. Aslında kulakta doluluk ve basınç hissi de yapar ama çocuk bunu anlamlandıramadığı için söyleyemez. Söylenilenleri iyi anlayamaması ve tekrar ettirmesi, televizyonun sesini fazlaca açması ailelerin dikkatini çeker. Çocuklar, genellikle annelerin sesini, geldim, gördüm, verdim gibi rezonansı düşük kelimeleri daha zor duyarlar. Erişkin bir insan konuşmayı tam olarak öğrendiği için tam anlamasa da aradaki boşlukları doldurabilir. Ancak çocuklar konuşmayı henüz yeni öğrenip geliştirdikleri için, duyamadıklarını anlayamazlar ve bu nedenle yeni sözcükleri de öğrenemezler. Efüzyonun orta kulakta uzun süre kalması, önce işitme kaybına, devamı olarak da konuşmada gecikmelere ve çevreyle iletişimin azalmasına yol açar. Bazı çocuklar bu nedenle daha içe kapanık olurlar.

Başta da belirttiğim gibi, efüzyon her orta kulak iltihabı sonrası ortaya çıkan doğal bir durumdur. Ancak kimi çocukta efüzyon dediğimiz sıvı uzun süre devam eder. Böyle durumlarda hastanın yakın tabibe alınması gerekir. Kulak zarının görünümü deneyimli bir hekim için tanı koydurucudur aslında. Ancak objektif bir test olan timpanometri de sıklıkla yapılmaktadır. Timpanometri ve refleks bakılması yalnız sınırlı efüzyonların tespitinde işe yaramakla kalmaz aynı zamanda hastanın takibinde de faydalı olur. Eskiden antibiyotikler ( ki ne yazık ki halen daha kullananılabiliyor) efüzyonlu otitlerin tedavisinde rutin olarak kullanılırdı. Hatta efüzyon geçene kadar (belki bir ay aralıksız) ilaç verilirdi. Günümüzde yeni ilaç kullanan bir çocukta beklemek en doğrusu. Ben genellikle 2 hafta kadar sonra hastayı tekrar görmek istiyorum. Eğer düzelme varsa 2 haftalık aralarla takip ediyorum. Tabi bu süre içinde özellikle yuvaya giden çocuklarda yeniden solunum yolu enfeksiyonu olabiliyor. Bu da sıvının orta kulaktan atılmasını zorlaştırıyor veya çocuk o esnada yeni bir enfeksiyon geçiriyor. Elbette ki böyle durumlarda süreç uzamaya başlıyor. Veya da, yeni bir hastalık olmasa dahi efüzyon yoğun bir şekilde kulakta kalmaya devam ediyor. Böyle durumlarda bir kür antibiyotik kullanmakta fayda var. Antibiyotiğe ek olarak burun spreyleri de tedaviye fayda sağlayabiliyor. Kortizon içeren spreyler ve tuzlu sular en sık kullanılanlar. Ağızdan antihistaminik grubu ilaçların kullanılması eğer çocukta kesin saptanmış bir alerji durumu yok ise iyileşme sürecini uzatıyor. Pseudoefedrin içeren ilaçlar da eskiden 2 yaş üzeri kullanılabiliyorken artık 6 yaşın altında kullanılmıyor ve uzun dönem efüzyon tedavisine de zaten katkı sağlamıyor. Efüzyonun orta kulakta uzun kalması bir süre sonra zarda incelmelere neden olabiliyor. İncelen zar alttaki kemikçiklere yapışabilir ve yavaş yavaş kemikçiklerde erimeye neden olabilir. İşte ailelerin en çok sorduğu ve korktukları kalıcı işitme kaybının nedeni bu kemikçiklerdeki erimedir. Elbette ki kulaktaki kemikçikler hemen bu noktaya gelmiyor. Takibin faydası da burada ortaya çıkıyor. Bir diğer nokta da kulaktaki sıvı için uzun süre antihistaminik dediğimiz alerjiye yönelik ilaçların uzun süre kullanılmasıdır. Başta da belirttiğim gibi saptanmış bir alerji durumu yoksa, bu grup ilaçlar fayda yerine tam tersi içerideki sıvıyı koyulaştırdığı için sıvının atılmasını da geciktiriyor ve zarar veriyor.

Peki tüm tedavilere rağmen kulaktaki sıvı düzelmedi veya 2-3 aylık izlem sonrasında hala daha sıvı mevcut ise ne yapalım? Eğer zarda retraksiyon dediğimiz çökme durumu varsa vakit geçirilmeden müdahale edilmelidir. Retraksiyonun olup olmadığı en iyi mikroskopla bakılarak anlaşılabilir. Tüp takılıp takılmayacağına karar verirken mevsim de önemli bir faktördür. Mayıs- haziran aylarında, yaza girileceği ve hastalıkların daha az olacağı düşünülerek takip süresini uzatmakta fayda olabilir. Aynı durum sonbahar veya kış aylarında olursa o zaman çocuğa tüp takmak faydalı olacaktır. Tüp dediğimiz şey, makara gibi iki ucu yuvarlak açık yumuşak maddelerden yapılmış bir aparattır. Takılma işlemi deneyimli bir elde kısa sürer. Aynı esnada kulaktaki sıvı da alınır. Tüp sayesinde orta kulağa daha fazla oksijen gider, orta kulaktaki salgı oluşturan bezler normale dönerler. Bu işlem sayesinde çalışmayan östaki borusunun görevini tüpler bir süreliğine geçici olarak üstlenmiş olurlar. Bu süre içinde hem orta kulağın enfeksiyondan arınması sağlanmış olur, hem de tam dil gelişimi sırasındaki işitme azlığı ortadan kaldırılmış olunur. Değişik şekillerde tüpler kullanılmaktadır. Klinikte kullandığım tüp dar tabanlı paparella dediğimiz tüplerdir. Bu tüplerin %99 u kulak zarından kendiliğinden 6-12 ay aralığında atılırlar. Bazen 6 aydan erken çıkanlar bazen de 12 aydan daha geç düşenler olabilmektedir. Alınması için ikinci bir anesteziye ihtiyaç duyulmaması ve kulak zarında delik oluşturmaması bu tüpleri tercih etmemin nedenidir. Ayrıca bazı tüplerin ucunda tel bulunmaktadır. Çıkarken bu tüplerin telleri, bazen dış kulak yoluna değerek ağrı yapabilmektedir. Bu nedenle teli olmayan tüplerden takmaktayım. Nadiren bazı çocuklarda 2. tüp gerektiğinde bir büyük çaplı veya aynı tüpten 2. kez takarım. %1-2 lik grupta 3. kez tüp gerekirse, artık bu grupta kendiliğinden kolay düşmeyen, kalabildiğince kalsın isteğimiz T-tüplerden tatbik ederim. Ancak son yıllarda plazma yöntemi ile geniz etini de sıklıkla aldığım ve östaki borusunun çevresini de bu yöntemle hassas bir şekilde temizlediğim için 2. tüpe gereksinim geçmiş yıllara oranla çok daha az olmaktadır. Efüzyonu olan çocuklarda sıklıkla geniz etinin büyümesi de tabloya eşlik eder. Ancak geniz eti (adenoid) çok büyük olup kulakta sıvısı olmayan çocuklar olduğu gibi, efüzyonu aylarca geçmeyen ancak adenoidi küçük olan çocuklar da vardır. Adenoid dediğimiz geniz eti geniz bölgesinde östaki borusunu kapattığı için orta kulağın hava almasını engeller. Normalde her yutkunmada östaki borusu vasıtasıyla genizden (nazofarenks) orta kulağa doğru bir miktar hava gider ve böylece dış kulak ile orta kulaktaki basınç dengelenir. Bu mekanizma bozulursa orta kulakta negatif basınç ortaya çıkar ve zarı içeri doğru çeker. Oluşan negatif basınç, orta kulaktaki salgı bezlerinde değişime neden olur ve bu bezlerden fazla miktarda sıvı salınır. Böylece bir kısır döngü ortaya çıkar. Plazma tekniğini kullanmadan önce geniz eti eğer çok büyük ve nefesi tıkayacak kadar değilse bir müdahale yapmıyordum. Ancak plazma tekniği ile geniz etini kanamasız, ağrısız ve en önemlisi östaki çevresindeki geniz eti dokusunun tamamını görerek alabildiğimden dolayı artık geniz etini de aynı esnada almayı tercih ediyor bu bilgiyi hastalarımla paylaşıyorum.

Tüp tatbiki yapıldıktan sonraki dönemde, çocuktaki işitme kaybı düzelmekte, çocuğu rahatsız eden ağrılar geçmekte ve kulak enfeksiyonları büyük oranda azalmaktadır. Tüp takılan çocuklar da az da olsa, yine kulak enfeksiyonuna bağlı akıntı olabilmektedir. Tüpler bir anlamda, orta kulaktaki enfeksiyonun akabileceği tahliye olabileceği bir drenaj sistemi gibidir. Bu sayede kulak enfeksiyonları, çocukta neredeyse ağrı hiç olmadan ve kısa süreli antibiyotik kullanımı ile veya hiç antibiyotik kullanmadan sadece kulak damlaları ile düzelebilmektedir. Bu sayede hem çocuk daha kulak enfeksiyonu geçirmekte, daha az antibiyotik kullanmakta hem de kulak enfeksiyonuna bağlı olabilecek zarda, orta kulakta ve iç kulaktaki işitme kayıplarının önüne geçilebilmektedir. Neredeyse ailelerin tamamının görüşü, keşke daha önce tüpü taktırsaymışız şeklinde olmaktadır.